“Roger Waters The Wall Live İstanbul 2013” Konser Anısı

DSCN4084

Konser deneyimlemek çok özel bir ayrıcalıktır müzik severler için. Özellikle sevdiğiniz bir sanatçıyı kanlı canlı karşınızda görmek sesini bütün çıplaklığıyla canlı canlı duymak paha biçilemez bir haz yaşatır. Bizim gibi kaliteli müziğin yapıldığı zamanların 90’ların sonu itibari ile büyük ölçüde kapandığına inananlardansanız bu paha biçilemez hazları yaşama şansınız da gittikçe azalır. Zira İlahlarınız çoktan fiziki varlıklarını bu dünyada bırakıp sonsuz bir enerji denizine yelken açmışlardır…

Halen gezegenimizi şereflendirmekte olanlar ise ülkemiz topraklarına adım atma konusunda hevesli olmayabilirler…

İşte bu konuda bir istisna bu yazımızın konusunu oluşturuyor Pink Floyd’un yaratıcı temel taşı Roger Waters.

İlahi bir tesadüf müdür bilinmez, özgürlük ve insan haklarının, toplumcu düşünce ve yaşam sisteminin önde gelen savunucularından olan Roger Waters’ın konser tarihi tam da haziran olaylarının sıcaklığının hala sürmekte olduğu bir tarihe, ağustos ayının ilk günlerine rastladı. Ülkemizde yaşanmakta olan olaylar usta müzisyeni o kadar etkilemişti ki 2 haziran tarihinde Türk milletine resmi Facebook sayfası üzerinden bir mektup gönderdi. Bu mektupta İstanbul yerine Constantinople yazmış olduğu için hemen bir gün sonra yani 3 haziran 2013’te düzeltme ve özür metni içerecek şekilde aynı mektubu yeniden resmi Facebook sayfasında yayımladı.

“To all my friends in Turkey

Sorry for my mistake but its ISTANBUL not Constantinople.

  Roger Waters

I am with you! We are with you! You are so right to resist the forces of autocracy and repression. It doesn’t matter who they are.

If I read the Internet right, in your case, you are resisting autocratic religious zealots.

Turkey is your country and we support you and yearn for your freedom, but also, you and your struggle are so important to the rest of the world.

Every time a man or woman or child takes to the streets, and stands up for human rights, for self determination, for democracy, for Mistress Liberty, the rest of the world is in debt.

We are not physically with you in the water cannon’s fire, in the tear gas clouds, but we are with you in spirit.

We applaud your stand for we know it is not easy.

Your great country stands at the gateway between east and west. ISTANBUL is legend in the history of civilization. Your resistance today may well be a turning point between all of us and a return to the dark ages.

THERE IS NOTHING MORE IMPORTANT THAN WHAT YOU ARE DOING TODAY:

With love, and tears, and huge respect,

Roger Waters.”

Sırf bu mektup bile Roger Waters’ın dünyada yaşanmakta olan olaylara ne kadar duyarlı ve yakından takip etmekte olduğunu gösteren bir belge niteliğindedir.

Takvim yaprakları hızla dökülmeye devam ederken ağustos ayı da artık sıcak yüzünü göstermeye başlamıştı. 4 Ağustos 2013 akşamı Türkiye tarihinde müzikal açıdan çok önemli bir akşam olacağının sinyallerini çoktan vermiş, bu şölene bilet alabilmiş olan şanslı topluluk da sabırsızlıkla ve beklentisi normalin çok üzerinde olacak bir şekilde konserin başlama saatine odaklanmıştı.

90’lı yılların sonunda başladığım konser maceralarıma halen devam ediyor olmamın yanında Roger Waters gibi bir efsaneyi görüp dinleme, The Wall gibi bir görsel şöleni tüm detayları ile görme ve Türkiye’ye özel yapılacak eklemelerin neler olacağının yarattığı merak ve heyecan bu konseri asla kaçırmamam gerektiği konusunda bana gerekli motivasyonu sağladı ve golden circle denilen bölümden konserin birkaç hafta öncesinden biletimi aldım. Konserle ilgili değerlendirmeye geçmeden önce kısa biraz bilgi de vermek isterim bu konuda.

Öncelikle 90’ların ikinci yarısında stadyum konserleri ile tanışmış olan bir nesil olduğumuz için Ali Sami Yen ve İnönü Stadında gerçekleşen konserlerde seyirci biletlerinin nasıl satıldığını da gayet net bir şekilde hatırlıyoruz. Tribün biletleri ve Saha içi biletleri şeklinde biletler sınıflandırılırdı. Bazen tribün biletleri de bir kaç sınıfa ayrılır sahneye daha yakınca kalan tribünler biraz daha pahalı olurdu. Ancak saha içi asla bölümlere ayrılmazdı. Bu nedenle konser gününden bir gece önce stadyuma gider gece orada uyur/sabahlar günün ilk ışıkları ile kapılarda sıralara girer ve kapı açılma saati geldiğinde stadyumun içine girip son sürat sahne önüne doğru koşardık. Böylece en önce gelen, en çok stadyum çevresinde zaman geçiren, bundan sonra enerjisini koruyup en hızlı koşup sahneye yakın dizilen bariyerlere en önce varan, yani en çok emek sarf eden konseri en önden seyrederdi. Bu bekleme sürecinde de yeni arkadaşlıklar kurulur vişne suyu vodka paylaşımları, yiyecek, kağıt mendil, ciklet vb paylaşımlar yapılır sosyalleşilirdi…

Güzel günlerdi anlayacağınız…

Bugün olan ise hepimizin bildiği şekilde şu, park ya da stadyum gibi açık alanlarda, hatta kapalı spor salonlarında yapılan konserlerde, artık, sahne önü, golden circle, diamond ring vb isimlerle ayrı bölmeler oluşturuluyor, bariyerlerle ayrılıyor ve daha fazla para ödeyen bu bölümlerden biletini alıp konseri en önden seyredebiliyor. Yani emek verenin yerini parayı bastıran alıyor artık… Düzen böyle evrildi…

Eh bu durumdan bu kadar rahatsızsın da neden golden circle’dan bilet alıyorsun be adam diyecek olan okuyucularımıza da cevap verelim tabi 🙂 Öncelikle artık ergenlik ve ilk gençlik dönemlerimde değilim dolayısı ile saatlerce ayakta dikilmeyi ve alınmasınlar ama ergen arkadaşlar tarafından 4 bir yanımdan sıkıştırılarak ezilmeyi ve buna rağmen sürekli ayakta kalarak yerimi korumaya çalışmayı, pogo yapanların arasında kalmayı, ter kokuları içinde nefes almakta zorlanarak bir yandan da konseri takip edip keyif almaya çalışmayı anlamsız bulmaya başladım. Buna da Avenues olarak en son bu şekilde birlikte seyrettiğimiz Iron Maiden konseri neden oldu aslında. Orada çıkan alt grupları dinlemek için gelmiş ve Iron Maiden parçalarını bile doğru dürüst bilmeyen ve çok saygısızca davranışlar sergileyen ergenlik çağındaki arkadaşlar bir daha saha içinden konser seyretmeyeceğiz kararı almamıza neden oldu. Artık gerçekten seyretmek istediğimiz sanatçıların konserleri olduğunda aylar öncesinden çalışıp para biriktirmeye başlıyoruz ve sahne önü biletleri ile daha insani bir ortamda müzikten ve görsellikten keyif alarak konser deneyimlerimizi yaşıyoruz. Üstelik, bu konserde benim yapmış olduğum gibi tek başınıza konsere gidecek olsanız bile, kapı açılma saatinde mekana gidip  rahat rahat içeri girip yine sıkıntı çekmeden yerinizi alıp sahne ve sanatçı ile göz teması kuracak mesafede olup konserden tam anlamı ile keyif alabiliyorsunuz.

Neyse sizleri daha fazla teferruatla sıkmadan konsere geçmek istiyorum. Merak edenler lütfen Roger Waters’ı, The Wall albümünü, Pink Floyd’u araştırsınlar ve Alan Parker’in yönettiği Bob Geldof’un başrolde oynadığı The Wall filmini seyretsinler.

Gelelim konser gününe… Taksimden metroya bindim ilk defa metroda bu kadar güzel insanlar görüyorum kızlar erkekler üstlerinde Pink Floyd T-shirtleri, The Wall T-shirtleri, Roger Waters T-shirtleri yerime oturdum ve hızla İTÜ İstasyonuna yaklaşıyorum içimde gittikçe artan bir heyecan var ama dedim ya bu sefer yalnızım ve bunu paylaşacak kimsem yok sadece etrafımda konsere gittiği belli olan her yaştan insana bakarak sözsüz iletişimle heyecanımı paylaşıyorum… Derken İTÜ durağında bir insan seli halinde vagonlardan iniyoruz, selin içine kapılıyor ve suyun akış yönünde ilerliyorum… Her zaman olduğu gibi karaborsacılar, köfte ekmekçiler, sahte T-shirtçüler, kimin neden satın aldığını bilmediğim kafaya bağlanan abuk subuk bantlardan satanlar geçiş yolunu işgal etmiş durumdalar! Onları yara yara turnikelere varıp içeri giriyoruz. İTÜ Stadyumuna doğru kararlı adımlarla ilerliyoruz. Üniversitenin içi yemyeşil, güzel ağaçlar var, yollar düzgün ve her yer tertemiz. Bu durum beni mutlu ediyor. Saha içine gireceklerin oluşturduğu ucu bucağı belli olmayan kuyrukla karşılaşıyorum, bir süre sonra golden circle girişini görüyor ve içeri giriyorum. Metal dedektörlerinden geçerken pet şişemin kapağını alıyorlar. Bir kutunun içinde birikmiş onlarca kapak görüyorum. Bu seviyede bilet alan birinin bile o pet şişenin kapağını sanatçının kafasına atacak kadar bilinçsiz olabileceğini düşünüyorlar demek ki…

DSCN3954

Stadyumun yanından yokuş aşağı inen bir yol var bütün yolu yürüyoruz ve stadın kale arkası girişine doğru yaklaşıyoruz. Henüz hava aydınlık. Burada bir ayrıcalığım daha oluyor sahne arkasını görüyorum konserin ilerleyen anlarında uçurulacak olan domuzu görüyorum sahne arkasında çalışan insanları görüyorum. Bu anı ölümsüzleştirecek bir kare fotoğraf çekip saha içindeki yerime ilerliyorum. Saat 18:40 suları…

DSCN3956

Yemek olayını önceden hallettiğim için büfeler ile ilgili bir yorum yapamayacağım su dışında bir sıvı tüketmek de istemediğimden içecek olarak neler satıldı yiyecek içecek fiyatları nasıldı konusunda bilgi veremiyorum ne yazık ki.

Derken sahneyi görüyorum, düşündüğümden daha büyük, boydan boya bütün saha içini kaplamış olan bir sahne oluşturulmuş. Her iki yanında devasa büyüklükte  beyaz  dikdörtgen tuğlalardan örülmüş duvar yer alıyor ve sahnenin ortasında doğru çapraz bir doğrultuda tuğlalar eksilerek alçalıyor sahnenin orta kısmı tamamen açık… Yukarıda kocaman daire şeklinde bir ekran yer alıyor… Sahnenin tam ortasında cansız bir manken üzerinde siyah deri trençkot ve güneş gözlüğü ile yer alıyor… Bunu konser başladığında Roger Waters’ın giyeceğini bildiğimden ona yakın bir yerde yere oturuyorum. Ancak sahneye yakın dizilen bariyerlere yapışık durmak da istemiyorum çünkü duvarın üzerinde gerçekleşecek olan görsel şöleni de takip edebilmek arzusundayım.

WP_20130804_003

Hoparlörlerden müzik dinletisi başlıyor, bir yandan sahne ekibi gitarların akordlarını kontrol edip son ayarları yapıyorlar. Dakikalar saatler ilerliyor hava yavaş yavaş kararmaya başlıyor. Arada sırada “Her yer Taksim her yer direniş” sloganları atılıyor ancak seyircinin sesini konsere saklamakta olduğu belli.. Sonra “John Lennon” ve “Imagine” çalınmaya başlıyor birden bütün stad hep bir ağızdan “Imagine” söylüyoruz. Böyle “bir anda” olan şeylerin bir büyüsü oluyor gerçekten herkes parça bittiğinde birbirini alkışlıyor.

DSCN3980

Ve yanılmıyorsam saat 21:30 civarı sahnede bir hareketlenme başlıyor.

İngilizce olarak bayanlar baylar gösterimiz başlıyor, fotoğraf çekebilirsiniz ancak lütfen flash kullanmayın yoksa elde edeceğiniz tek görüntü beyaz bir duvar olacaktır. Flash kullanmadan çekerseniz duvarın üzerindeki yansıtılan görüntüleri kaydedebilirsiniz. Keyifli seyirler dileriz. Gibi özetleyebileceğimiz bir uyarı anonsu yapılıyor. (Anonsu anlamamış olanlar flash patlatarak bol bol çekim yaptılar tabi konserde)

Arkada çapraz çekiçli büyük kırmızı bayraklı askerler yerlerini alıyorlar ve önde siyah giysili iki asker kuklayı sahnenin ortasına getirirlerken şu sözler duyuluyor:

“I bring a message from your master Marcus Licinius Crassus commander of ltaly. By command of His Most Merciful Excellency your lives are to be spared. Slaves you were and slaves you remain. But the terrible penalty of crucifiixion has been set aside on the single condition that you identify the body or the living person of the slave called Spartacus.”

Burada bilindiği üzere Spartacus filminden alınan diyalog ve bütün kölelerin Spartacus’ü kurtarmak için Spartacus benim dedikleri sahne yer alıyor… Bu sırada kimin “Spartaküs benim” dediğini görebilmek için kukla o kadar hüzünlü bir şekilde başını sağa sola çeviriyor ki insan kendini bir kötü hissediyor…

“I’m Spartacus!”

“I’m Spartacus!”

“I’m Spartacus!”

“I’m Spartacus!”

“I’m Spartacus! I’m Spartacus! I’m Spartacus! I’m Spartacus!”

Kukla son bir güçle sağ yumruğunu havaya kaldırıyor ve yere düşüyor. Bu sırada Goodbye Cruel World’ün ezgisi arka planda çalmaya başlıyor…

Ve kırmızı havai fişeklerin patlaması ile başlayan “In The Flesh”!!! O ana kadar hala orada olduğuma inanamayan ben birden idrak ediyorum nerede olduğumu 🙂

Ve Roger Waters sahnede!!! Seyircinin bakış açısına göre sahnenin sağ bölümüne doğru koşar adım gelmeye başlıyor… O anda neler hissettiğimi kelimelerle ifade etmek çok zor… Gözlerim yaşardı… Çok sevdiğim saygı duyduğum ve hayran olduğum bir insan neredeyse dokunacağım kadar yakınımda… Onca konser gördüm onca sanatçı seyrettim zannediyorum ki hiçbirinde bu şekilde hissetmemiştim… Gerçekten çok özel bir his… Herkesin yaşamasını isterim… Roger ışığa ellerini siper edip bizleri görmeye çalışıyor, az sonra trençkotunu giyecek, güneş gözlüklerini takacak ve gösteri gerçek anlamda başlamış olacak… Hala inanamıyorum orada olduğuma, karşımda gerçekten Roger Waters’ın olduğuna… The Wall’u baştan sona canlı canlı seyredeceğime… Herhalde benzer hisleri David Gilmour yaşatabilir eğer Türkiye’ye bir gün konser için gelirse… Bundan daha büyük bir heyecanı ancak Freddie Mercury’yi dinleme şansım olsa yaşayabilirdim herhalde… Neyse beni geçelim konsere dönelim…

so ya
thought ya
might like to go to the show
to feel the warm thrill of confusion and
that space cadet glow
tell me is something eluding you sunshine?
is this not what you expected to see?
if you wanna find out what’s behind these cold eyes?
you’ll just have to claw your way through the
disguise

lights!
roll the sound effects!
action!!!

Bütün bunlar olurken seyircilerin arasında bir sürü ağlayan insan var… Hepsi orada olduklarına inanamayan ve mutluluk göz yaşlarına hakim olamayan güzel yürekli insanlar… Bu sırada havai fişek gösterileri ve kıvılcım şelaleleri arasında sahnenin sağ tarafından 2. dünya savaşı yıllarında kullanılan tipte bir savaş uçağı yaklaşıyor, düşüşe geçmiş ve büyük bir patlama ile duvara çarpıyor…

DSCN4001

Ardından “The Thin Ice” eşliğinde sahne ortasındaki dev ekranda 1944 yılında teğmen rütbesi ile İtalya’da hayatını kaybeden Roger Waters’ın babası Eric Fletcher Waters’ı görüyoruz. Sırasıyla Irak’ta hayatını kaybeden bir Amerikan askeri, 2009’da İran’da hayatını kaybeden bir aktivist Nida Sultan (burada kendisini anmak için alkışlar yükseliyor), 1944’te Normandiya çıkartması sırasında ölen bir Amerikan askeri, 2007’de henüz 9 yaşında Bağdat’ta hayatını kaybeden Kinani soyadlı bir çocuk, 1945’te ölen bir Alman askeri ekrana geliyor ve “Fallen Loved Ones” sayfasında yer alan isimler hızlı bir şekilde akarken duvarın her iki yanında renkli yüzlerce minik fotoğraf beliriyor…

DSCN3985

Sahne kararıyor kırmızı akan ışık gösterileri eşliğinde “Another Brick in the Wall (part I)” başlıyor…

Daddy, what’d’ja leave behind for me?!?

Bu arada The Wall’un “Pink” adındaki hayata küsmüş ve yabancılaşmış bir rock yıldızının toplumdan ve insan ilişkilerinden kaçışını anlatan bir konsept albüm olduğunu da hatırlatalım. Roger Waters’ın babasını 2. Dünya Savaşında kaybetmesinin izlerini taşımakla birlikte daha ziyade Syd Barrett’ın hayat öyküsünden esinlenen ayrıca Roger Waters’ın 1977 yılındaki “In The Flesh” turnesi kapsamında seyircilerin çok kaba tavırlarından rahatsız olması ve sanatçı ile seyirci arasına bir duvar örülmesi gerekir düşüncesinin şekillenmesi ile temelleri atılmış çok yönlü müzikal bir eserdir “The Wall”

Sırada Pink’in çocukluğunun anlatıldığı “The Happiest Days of Our Lives” parçası var. Bu parçada The Wall filminden tanıdığımız öğretmen figürü devasa boyutlarda bir kukla olarak sahnede beliriyor. Gözlerinden kırmızı ışıklar saçan bu kukla gerçekten çok etkileyici bir görünüme sahip ve sahneye büyük bir derinlik ve görsel zenginlik katıyor. Parçanın öğretmenin öğrencileri azarlaması ile başladığını da hatırlatayım.

DSCN4018

You! Yes, you! Stand still laddy!!!

Bu parçada aynı zamanda savaş sonrası eğitim sisteminde öğretmenlerin öğrencileri bir asker gibi ezip kendi doğruları doğrultusunda şekillendirmeye çalışmaları buna karşın evlerine gittiklerinde şişman eşleri karşısında süt dökmüş kediye dönmeleri eleştiriliyor. Roger Waters bizzat kendi okul yıllarında yaşamış olduğu sorunları bu parçada yansıttığını belirtir.

Meşhur çığlığın ardından “Another Brick in the Wall (part II)” başladı. Genel olarak parçalara eşlik etmekte olan seyirci sayısı bu parçada patlama yaptı konsere bir sürü “Another Brick in the Wall Pink Floydcusu” gelmiş anlaşılan.

Ve bu parça ile birlikte büyük duvarı oluşturacak olan dev tuğlalar da tek tek örülmeye başlandı.

“Teachers leave them kids alone… Hey! Teachers! Leave them kids alone!”

İlk tuğla bu cümlelerden sonra sahnenin tam ortasına yerleştirildi. Ve sahneye koşarak gelen kızlı erkekli 15 çocuk Another Brick in the Wall’da kendilerine ait olan bölümü söylemeye başladılar, bir süre sonra bu çocuklar dev öğretmen kuklasına doğru ilerleyip hep birlikte baş kaldırdılar öyle güzel düzenlenmiş ki bu bölüm dev öğretmen kuklasının çocuklar karşısında çaresiz kalışını seyrettik resmen.

DSCN4042

Bu parçadan sonra sahne karardı ve Roger Waters tek başına akustik gitarı ile mikrofon başına geçti. “The Ballad Of Jean Charles de Menezes” adındaki Another Brick in the Wall’un yeni sözlerle hazırlanmış akustik bir düzenlemesini çaldı. Bu parça 2005 yılında Londra Metropolitan Polisi tarafından, sırf kıyafetleri aranan bir suçlunun kıyafetlerine benziyor diye takip edilip, sonunda bindiği trende yere yatırılıp, hiçbir suçu olmadığı halde başından vurularak öldürülen Brezilyalı “Jean Charles de Menezes” anısına yazıldı ve 2011 yılından beri The Wall turnesinde çalınıyor.

All in all it’s just another brick in the wall

All in all you’re just another brick in the wall

Just another blunder

Just another lousy call

Just another clap of thunder

And apologies ring hollow

From the guilty in Whitehall

And there’s no hint of sorrow

Just the whitewash on the wall

Just one man dead

And nothing is gained

Nothing at all

And Jean Charles de Menezes remains

Just another brick in the wall

Bundan sonra The Wall Turnesinde gittiği her ülkede yaptığı gibi o ülkenin dilinde bir konuşma yapmak için yine tek başına mikrofon başındaki yerini aldı. Muhtemelen Roger Waters da, daha önce Joey Demaio’nun yaptığı gibi kulaklığından kendisine okunan gittiği ülkenin dilindeki metni aktarıyor. Ya da monitörden okuyor. Türkçe konuşmasının bir bölümü telaffuzu nedeni ile anlaşılamasa da aşağı yukarı şöyle bir konuşma yaptı:

“Merhaba İstanbul! Hoş geldiniz! Burada olmaktan çok mutluyum. Öncelikle oradaki (Bu sırada bütün statta seyircilerin hep bir ağızdan söylediği “Her Yer Taksim Her Yer Direniş” sloganı yankılanmaya başladı, sloganın sesinin yüksekliğinden Roger’ın söyledikleri oldukça zor anlaşılıyor) çocuklar için bir alış kut var. (Sanırım burada alkış verin demek istedi ve duvarı gösterdi. Başka hiçbir ülkede hiçbir konserde olmayan bir eklemeydi bu The Wall gösterisine. Normalde kısa bir konuşma yapıyor, jean Charles de Menezes anısına ve bütün devlet terörü kurbanlarına adıyorum bu gösteriyi diyor ve “Mother” şarkısına geçiyor.  Tamamen Türkiye’ye özel olarak ise ilk defa duvar olduğu gibi turuncu renge boyandı ve üzerinde siyah renk ile Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Mustafa Sarı, Abdullah Cömert ve İsmail Korkmaz’ın fotoğrafları ve isimleri belirdi. Kaybettiğimiz bu gencecik insanların acısını tekrar yüreklerimizde hissettik ve büyük bir çığlık ve alkış tufanı koptu. Bunu yine çok yüksek sesle çok kuvvetli şekilde söylenen “Her Yer Taksim Her Yer Direniş” sloganları takip etti. Sonra Roger Waters konuşmasına devam etti.) Bu konserin ortaya çıkması ve (monitörde bir arıza olmuş olmalı ki oraya bakarken “where’s the fucking note” deyip gülmeye başladı) adalet için, yokluk la indan dolayı jean Charles de Menezes ve esileseni adamak istiyorum. Ve tüm dünyadaki devlet terörü kurbanlarına (Burada artık stadyum yıkılırcasına “Her yer Taksim her yer direniş” sloganları ile inlemeye başlıyor.) Sizi hep hatırlıyacaz (diyor ve duvardaki kaybettiğimiz canlarımızı işaret ediyor eliyle tekrar tekrar. Alkış ve sloganlar devam ediyor) Sonunda “that’s it for Turkish” diyor. 1980’de bu gösteriyi Londra’da yaptıklarını ve o dönem kendisinin bir görüntü ve ses kaydının alındığını şimdi kendisinin bu ses ve görüntü kaydı ile birlikte “Mother” şarkısını seslendireceğini söylüyor. Ve parçayı söylemeye başlıyor.

DSCN4057

“Mother” parçası “Pink” karakterinin 2. dünya savaşında babasının ölümünün ardından yalnız kalan annesinin oğluna karşı geliştirdiği aşırı korumacı yaklaşımı ve artık büyümüş olsa bile onu bırakmak istememesini bir sevgilisi olmasına bile tahammül edememesini anlatıyor. Bu şekilde çocuklarını yetiştiren anne modeline ağır eleştiriler yöneltiyor. Parça esnasında duvar üzerinde muhteşem bir projeksiyon gösterisi ve arka planda kalan devasa boyuttaki şişman anne kuklası yine sahneye muhteşem bir derinlik katıyor. Yuvarlak perdeye yansıtılan genç Roger Waters’ın 70’lik delikanlı Roger Waters ile birlikte parçayı seslendirmeleri de çok keyifli oluyor. “Mother should I trust the government?” sözünden sonra duvarın sağ tarafında el yazısı ile “No fucking way” sol tarafında ise “Kesinlikle Hayır” yazması da oldukça hoş olmuş. Parçanın sonuna doğru duvarda “Big Brother is Watching You” yazısı beliriyor… Brother’in “B” ve “R” harflerinin üzeri çizilip yerine “M” harfi yazılmış şekilde elbette…

“Look mummy, there’s an aeroplane up in the sky”.

Tahmin edeceğiniz gibi “Goodbye, blue sky” sıradaki parça. The Wall turnesinde yer verilen görseller ile aslında bu parça globalizmi ve insanlar üzerine pompalanan kültür bombardımanın sembolize ediyor. Oldukça sert bir eleştiri yapılıyor esasen. Büyük bombardıman uçaklarından atılan kırmızı renkteki dini semboller, Dolar işaretleri, Shell gibi Mercedes gibi dev şirketlerin logoları uçaklardan atılıyor ve dünyayı kıpkırmızı bir kan gölü gibi kaplıyor… Burada seyirci uçaktan atılan Ay Yıldızları Türk bayrağı zannedip bize bir jest yapıldığını düşünmüş olacak ki Ay Yıldız gördüğü her karede duvara yansıtılan görüntüleri alkışladı. İlginç bir durumdu gerçekten.

Peşinden “Empty Spaces” başlıyor yine dev yuvarlak perdede görsel bir şölen şeklinde The Wall filminden aşina olduğumuz çiçeklerin kavgasını görüyoruz. Bu parçada artık “Pink” yetişkin bir erkektir ve evlidir. Eşi ile arasına mesafe koyması ve kendi etrafına örmeye başladığı duygusal duvar nedeni ile ilişkisinde aksamaya başlayan noktaları ve kavgaları anlatır bu parça. “Pink” artık yalnızca duvarı nasıl tamamlayacağını düşünmektedir.

DSCN4064

Ve “Young Lust” başlar. Duvarda çok çekici bir süper model görürüz. Giyinip evinden çıkar. Daha sonra farklı farklı süper modelleri bikini iç çamaşırı ve çeşitli çekici kıyafetler içinde dans ederken salınırken vs görürüz. Bu arada duvar örülmeye devam eder alt kısımda yalnızca ufak boşluklar bırakılmıştır. Bu parça “Pink” karakterinin artık şan şöhret sahibi olmuş bir rock yıldızı olduğu dönemi anlatır. Uzun turnelere çıkar ve yolun yarattığı bıkkınlıktan kurtulmak için hayranları ile tek gecelik ilişkiler yaşar. Eşinden ayrı yaşamaya başlamıştır. Parçanın sonunda eşine telefon eder. Ödemeli arama yapmak istediğini söyler santrale, santral operatörü evini bağlar ama telefonu bir erkek açar. Operatör ödemeli arama kabul eder misiniz dediğinde telefonu açmış olan adam telefonu kapatır. O anda “Pink” karısının da kendisini aldatmakta olduğunu öğrenmiş olur. Bu durum Pink’in duygusal çöküşünü hızlandırır.

DSCN4079

“One of My Turns” Young Lust’ın devamı niteliğindedir. Hikaye araya başka bir olay girmeden devam eder. “Pink” karısının kendisini aldatmasına içerlemiş ve konser sonrası sahne arkasına gelmeyi başaran bir hayranını otelde kalmakta olduğu odasına almıştır. Biz duvara yansıtılan görüntülerde kızın odaya girişini görürüz odada bir televizyon gitarlar kanepe vs vardır. Roger Waters bu sırada artık neredeyse tamamen örülmüş olan duvarda açık kalan bir bölmeden seyircilerin olduğu yere geçer ve duvarın içine oturur. Görüntüler akmaya devam eder.

DSCN4082

Kız odayı gezerken bir yandan da sürekli konuşur “Oh my God! What a fabulous room! Are all these your guitars? This place is bigger than our apartment! erm, Can I get a drink of water? You want some, huh? Oh wow, look at this tub? Do you wanna take baaaath? What are watching? Hello? Are you feeling okay?…” Kız ne kadar iletişim kurup ilgisini çekmeye çalışsa da “Pink” bir tepki vermez sonra bir anda odadaki bütün eşyaları parçalamaya başlar ve kız kaçar…

DSCN4104

“Dont Leave Me Now” şarkısı artık “Pink” karakterinin içine düştüğü depresyonu anlatır. Karısının iffetsizliğini kaldıramaz. Evliliği artık yürümediği halde eşine defalarca kendisini terk etmemesi için yalvarır. Parça bir bakıma birbirlerine oldukça kötü davranmış olsalar da bu iki insanın ilişkilerinin bitiyor olmasından kaynaklı bir yıkım yaşamakta olduklarını anlatır. Duvara yansıtılan görselde sağ tarafta devasa boyutlarda eşinin yüzünü görürüz bir süre sonra yeşil turuncu sarı çizgiler akarak duvarı kaplamaya ve eşinin yüzünü kapatmaya başar. İşte o sırada Pink’in eşini nasıl görmekte olduğunu sembolize eden devasa kukla sahnenin sol yanında ortaya çıkar. Yeşil dev çekirge insan karışımı bir yaratık olarak görmektedir artık eşini…

DSCN4115

Roger Waters bu bölümden sahneden merdivenleri kullanarak ayrılıp tekrar duvarın içine girer ve duvar içindeki boşluktan şarkıyı seslendirmeyi sürdürür. Ve gözden kaybolur. Duvarda Fransızca konuşmaya başlayan bir abimiz gözükür emin değilim ama kendisi başbakan Francois Fillon olabilir. Duvara yansıtılan görüntü bir televizyon ekranı gibidir ve Pink konuşmaya fazla tahammül edemeyip  ekrana bir darbe indirir camda ilk çatlaklar oluşur, kanal değişir bu sefer Barack Obama konuşmaktadır ona da tahammül edemez ve ekranı parçalar…

DSCN4119

Sahnede kalan küçük boşlukta Roger Waters’ı görürüz ve bozulmuş televizyon ekranını simgeler şekilde rengarenk projeksiyon gösterileri eşliğinde “Another Brick in the Wall (part III)” başlar. Duvar örülmeye devam eder artık yalnızca bir kaç tuğlalık boşluk kalmıştır. “Pink” burada artık hayatta hiçbir şeye ihtiyacı olmadığına karar verir, insanları uzaklaştırır ve onları sadece duvardaki tuğlalar olarak görmeye başlar. Kafasında duvarı artık tamamlamaktadır. Burada inanılmaz projeksiyonlar yapıldı duvarın üzerinde seyretmesi büyük keyif veren. Yalnız seyircilerin arasında akıl sağlığında sorun olma ihtimali bulunan bir şahıs nedense bu andan itibaren duvara kırmızı lazer pointer tutma kararı aldı ve süreki lazerini duvarın üzerinde gezdirip durdu. Kendisi bu davranışı ile nasıl bir tatmin yaşadı bilinmez ama binlerce seyirciden kendisi hakkında çok hoş (!) temenniler almış olduğunu belirtelim!

DSCN4135

“Goodbye Cruel World” artık bütün duvar örülmüştür ve Roger Waters açıkta kalan tek tuğlanın ardından yüzünü göstererek bu parçayı söyler… Vedalaşır… Son tuğla da yerine yerleştirilir ve duvar tamamen örülmüş olur… (we love you tezahuratları ve ara verilir) Öyküde “Pink” bu noktada duvarını örmeyi tamamlar ve kendisini toplumdan izole eder.

I would like to thank all of you who

have sent in photos of fallen loved ones –

we will remember them.
– Roger

DSCN4139

Yazısı duvarda belirir ve Fallen Loved Ones web sayfasına gönderilen bütün hayatını kaybeden kişiler duvarda yerlerini alır… Türkiye’den Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ali İsmail Korkmaz, Ethem Sarısülük, Mustafa Sarı, Hrant Dink fotoğrafları ve kısa hayat öyküleri ile duvarda yerlerini alır. Aynı zamanda Emiliano Zapata, Olof Palme, Roger Waters’ın babası ve amcası gibi hayatlarını kaybeden onlarca isim de fotoğrafları ve kısa hayat hikayeleri ile duvarda yerlerini alırlar.  (Her yer Taksim her yer direniş, Bu daha başlangıç mücadeleye devam, Faşizme karşı omuz omuza) sloganları bu ara boyunca hiç kesilmedi bir de (ay ay diktatö) şeklinde ne anlama geldiğini anlamadığım bir slogan bolca atıldı bu ara boyunca.

DSCN4142DSCN4147DSCN4148DSCN4151DSCN4162DSCN4160

Konserin ikinci yarısı “Hey You” ile başladı. Burada duvar hala tamamen örülü şekildedir. Projeksiyon öyle güzel hazırlanmış ki ortaçağ kalelerinden kalma bir duvara bakar gibi baktık karşımızda dikilen devasa duvara. Parça bitene kadar hiç kimseyi göremedik yalnızca duvar vardı. Burada “Pink” kendisini toplumdan soyutlamasının aslında bir hata olduğuna karar verir ve insanlarla yeniden iletişime geçmeye çalışır. Ancak ne kadar çaba sarf etse de dış dünyaya sesini duyuramaz ve iletişim kuramaz. Artık duvarın arkasını görememekte ve duyamamaktadır. Çabaları sonuçsuz kalınca artık kendini içine kapattığı bu duvardan bir kaçış olmadığını anlar.

Marshall Dillon: Well, only about an hour of daylight left. We better get started.
Miss Tyson: Is it unsafe to travel at night?
Marshall Dillon: It’ll be a lot less safe to stay here. Your father’s gonna pick up our trail before long.
Miss Tyson: Can Lorca ride?
Marshall Dillon: He’ll have to ride. Lorca, time to go! Chengra, thank you for everything. Let’s go.
Miss Tyson: Goodbye Chengra!
Chengra: Goodbye Missy!
Miss Tyson: I’ll be back — one day.
Chengra: The bones have told Chengra.
Miss Tyson: Take care of yourself.
Chengra: Marshall, look after my Missy.

“Is There Anybody Out There?” “Pink” burada umutsuzca kendi örmüş olduğu duvarın dışındaki bir insana ulaşmaya çalışmaktadır. Sürekli dışarda kimse varmı diye duvarın dışına doğru bağırıp durur. Konserde duvarın üzerinde beliren iki kocaman göz görürüz “Is There Anybody Out There?” dedikçe sağa sola bakıp birilerinin varlığını görmeye çalışır bu iki göz. Duvardan iki tuğla eksilir ve 2 akustik gitar o muhteşem melodiyi çalarlar… Kusursuz… Yalnızca duvarın içinden o iki tuğlanın oradan sızan bir ışık vardı sadece 2 gitarist ve akustik gitarları gözüküyordu onun dışında bütün sahne ve duvar karanlıktı. Bu da konserin büyülü anlarından biriydi gerçekten…

“Nobody Home” duvarda 2. Dünya Savaşı savaş uçaklarından iki tanesinin uçtuklarını görüyoruz ve aralarında telsiz konuşmaları geçiyor. Sonra birden duvarın sol tarafından yerden oldukça yüksek bir yerde duvarın bir parçasının balkon gibi dışarı açılmış olduğunu görüyoruz. Roger Waters bir kanepede oturuyor, yanında güzel uzun ayaklı bir abajur var, karşısında televizyon var güzel bir oda hazırlanmış ve orada şarkıyı söylemeye başlıyor. Bu şarkıda “Pink” örmüş olduğu duvarın ardındaki izole hayatını anlatır. Konuşacak kimsesi yoktur ve televizyona bakıp durur. Roger Waters turne dönemlerinde sanatçıların içine düştükleri buhranı da bu parçanın yansıttığını anlatır bir röportajında. Syd Barrett ve o dönem kokain kullanımı ile ilgili sıkıntılar yaşayan Richar Wright’a göndermeler yer alır şarkı sözlerinde. Konserde Roger Waters şarkıyı bu özel odanın içinde tamamlar daha sonra odadan içeri girer ve duvarda açılan özel bölme de kapanır. Projeksiyonda uçaklardan birinin düştüğünü görürüz.

DSCN4178

Sıradaki parça “Vera” Vera Lynn adındaki bir İngiliz şarkıcıya ithafen yazılmış, şarkıcı 2. Dünya Savaşı sırasında yeniden buluşacağız (We’ll meet again) parçası ile şöhreti yakalamış ancak daha sonra ortadan kaybolmuş. Yeniden kavuşacağız savaşa giden askerlerin sağ sağlim dönerek aileleri ile buluşacaklarına bir göndermedir babasını 2. Dünya Savaşında kaybeden Roger Waters için bu oldukça manidar elbette. Bu yüzden belki kendisi de ortadan kaybolan Vera Lynn’e şu şekilde seslenir bu şarkıda  “Vera, what has become of you?” Konserin yine duygusal anlarından birini yaşattı bu parça bizlere… Duvara yansıtılan projeksiyondaki küçük kızın askerden dönen babası ile kucaklaşması gözlerimiz doldurdu…

DSCN4184

Ve Roger Waters yeniden sahnede duvarın önünde tam karşımızda yerini aldı… Sıradaki parça “Bring the Boys Back Home” Ailelerinden sevdiklerinden arkadaşlarından koparılarak savaşmaya giden ve aynı şekilde günlük yorucu insanı insanlıktan çıkartan işlerine giden yani kariyerlerini her şeyin önüne koyan kişilerin hayattaki daha önemli şeylere vakit ayırmaları gerektiğini yani arkadaşlarının sevdiklerinin arasına ailelerinin yanına dönmeleri ve çocuklarını babasız büyütmemeleri gerektiğini anlatan bir parçamız… Aramızdan alınan herkes için ve rezil hayatlarımıza isyan ederek çığlık çığlığa söyledik kendisini 4 ağustos akşamı…

DSCN4187

“Every gun that is made, every warship launched, every rocket fired, signifies, in the final sense, a theft from those who hunger and are not fed, those who are cold and not clothed.” Dwight D. Eisenhower

Roger Waters The Wall Live’a özel olarak artık bu parça esnasında eski Amerikan başkanı Eisenhower’ın bu sözü duvara yansıtılıyor.

Üretilen her silah, suya indirilen her savaş gemisi, ateşlenen her roket, sonunda; açlık çekip de beslenemeyenlerden, soğukta üşüyüp de giyim ihtiyacı karşılanamayanlardan çalınanları ortaya koyar. Yani onların haklarından çalınarak yapılır bunlar diyor Eisenhower özetle…

DSCN4193

Wrong, do it again… Time to go… Is There Anybody Out There?

Ve efsane parça “Comfortably Numb” Roger Waters yine tek başına duvarın önünde… Duvar birden beyaza bürünüyor tuğlalar tek tek seçilecek şekilde belirginleşiyor… Eminim seyirciler arasında hala bir umut David Gilmour o duvarın üzerinde belirir diye bekleyenler var ama bu ne yazık ki imkansız… Gilmour nedense Türkiye’ye gelmiyor… Tatil yapmak için Egedeki irili ufaklı adalarımıza teknesi ile uğruyor olmasına rağmen konser için Türkiye’ye gelmeme konusunda bir kararlılığı var gibi… Bu çok üzücü… Onu canlı canlı dinlemeden bu dünyadan ayrılmak istemem… Bir gün bir yerde bu hayalim de gerçek olur umarım…

Bu parça “Pink” karakterinin dünya ile başa çıkma savaşını anlatır. Pink’in düşünceleri ile Pink’i tedavi eden doktorun sözleri parçayı şekillendirir. The Wall filminde sakinleştirici verilen Pink konsere çıkması için saklandığı evinden çıkartılır. Yolda giderken sakinleştiricinin etkisi ile halüsinasyonlar görmeye başlar kendi etrafına bir duvar örer sonra o duvarı kendi elleri ile parçalar ve ortaya nazi üniformalarına benzer bir üniforma giyen bir “Pink” çıkar. Roger Waters bu parça ile ilgili esin kaynağının, 1977 In the Flesh turnesi kapsamında karnında yaşadığı kramplar ve ağrılarla boğuşurken iğne yaptırıp sahneye o şekilde çıkarak performans ortaya koyması gereken bir konserde geçirdiği hayatının en uzun ve zorlu 2 saatinin olduğunu söyler bir röportajında. Kolunu bile kaldırmakta zorlanırken bir gösteri ortaya koymak zorunda kalması şarkının sözleri için ilham vermiş kendisine.

Elbette bu parçayı efsane haline getiren esas etmen David Gilmour’un bu parça için yazdığı 2 muhteşem solodur. Gilmour ilk soloyu her konserde aynı şekilde çalsa da ikinci soloyu o anki ruh haline göre her seferinde yeniden şekillendirir.

Elbette Roger Waters The Wall Live gösterisinde Gilmour’un kendine has üslubunu duyamadık ama yine de parçanın oldukça güzel bir yorumunu dinleyerek onurlandık.

Turnede Roger Waters’a bu parçada gitarda Dave Kilminster ve vokalde Robbie Wyckoff eşlik ediyorlar. İkisi de duvarın üzerinde normalda David Gilmour’un olması gereken yerde durarak parçaya eşlik ediyorlar. Bu sırada Roger Waters duvarın önünde sahnede geziniyor ve duvardaki en güçsüz bölgeyi arıyor. Bulduğu anda ise iki elinin yumruğu ile duvarı parçalıyor. Muhteşem bir projeksiyon gösterisi seyrediyoruz biz de tam bu anlarda elbette. Hem gözümüz hem kulağımız hem ruhumuz doyuyor. Bu arada bütün stadın parçaya avaz avaz eşlik ettiğini de belirteyim. Hayatımın en güzel anlarından biriydi çünkü karşımda Roger Waters var ve ben ona avaz avaz eşlik ediyorum birlikte Comfortably Numb söylüyoruz. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi 🙂

DSCN4206

“The Show Must Go On” bu sefer sahnede siyah asker(nazi benzeri) kostümlü 4 sanatçı var ve The Show Must Go On’u söylemeye başlıyorlar. Tabi benim gibi Queen hayranı bir insansanız The Show Must Go On denildiğinde aklınız hep “Empty Spaces, What Are We Living For…” şeklinde başlayan o muhteşem esere kayacaktır 🙂 Oysa burada “Pink” karakterinin yatıştırıcı ilaçların halüsinatif etkisi altında konser salonuna gidişi ve gösterinin devam etmesi gerektiği konusunda kendini iknasına tanık oluyoruz. Parça hemen “In The Flesh” şarkısına bağlanıyor yani o devam etmesi gereken gösteriye.

DSCN4224

Böylece başa dönmüş oluruz. Konser In the Flesh ile başlar sonra o ana nasıl gelindiğini anlatmak için zamanda geri gider ve konserin bu bölümünde tekrar başlangıç noktasına dönüp ondan sonra olanları seyirciye aktarır.

DSCN4214

“In The Flesh” şarkısı “Pink” karakterinin ilaç kaynaklı halüsinasyonlar sonucu kendisinin faşist bir diktatör olduğuna inanmasını anlatır. Bu sırada Roger Waters’ı yine o nazi üniformasını hatırlatan siyah trençkotunu giyip siyah güneş gözlüklerini takmış olarak sahneye çıkarken görürüz. Sahnedeki asker kıyafetli sanatçıları denetler. Bu arada duvara projeksiyon ile harika çapraz çekiçli bayrak efektleri yansıtılmaktadır. Sahnenin ortasına gelir ellerini yumruk yapıp kollarını çaprazlar ve çapraz çekiç işareti yapar. Burada Roger Waters Pink’i canlandırmaktadır. Pink karakteri kendisini diktatör olarak görürken şarkılarını dinlemeye gelen seyirciyi de düzenlediği politik mitingi dinlemeye gelen halkı olarak görür.

DSCN4217

O sırada sahnenin solundan üzerinde “bize güvenin” yazan siyah dev domuz şeklindeki balon uçurulmaya başlar, işte konser başlamadan önce sahne arkasında görüp fotoğrafını çekmiş olduğum domuz bu domuz oluyor 🙂

DSCN4197

Pink daha sonra halkın kendisine bağlılığını göstermesi için istenmeyen vatandaşları duvarın önüne göndermelerini ister örneğin eşcinselleri, yahudileri, zencileri ve üzerine spot vuran ve gözüne düzgün gözükmeyen herkesi… Şarkının sonunda “eğer başıma buyruk hareket etseydim hepinizi kurşuna dizdirirdim” der. Çekiç figürü seyirci üzerindeki baskıyı sembolize eder. Pink/Roger Waters bundan sonra sen! der eli ile boğazını kesme işareti yapar, sen! der eli ile boğazını kesme işareti yapar faşit bir diktatör olarak herkesi tehdit ettikten sonra en sonunda makineli tüfeğini eline alır ve seyircinin üzerine ateş etmeye başlar. (Muhteşem bir görsel şölendi bu anlar)

DSCN4226

Albümde ve The Wall filminde halk diktatöre destek vermek için tezahürat yapmaya başlar. Konserde de hoparlörlerden bu şekilde bir tezahürat yankılanmaya başladı. O sırada Roger “Thank You” dediğinde duvarda dev gibi “Teşekkürler” yazması pek hoş oldu. Sonra yine dev gibi harflerle “Aranızda Paranoyak Olan Var mı?” yazdı “Bu Sizin İçin” yazdı “Buna Denir – Run Like Hell!” yazdı en sonunda 🙂

DSCN4232

Ve “Run Like Hell” parçasına geçilir. Burada Roger Waters abimiz tehditkar bir ses tonu ile “have a good time, enjoy yourselves” deyip bütün stada ellerinizi havada birleştirip alkışlayarak tempo tutun yavrularım komutu vererek şarkıya eşlik ettirdi. Herkes inanılmaz eğlendi bu anlarda gerçekten 🙂 Run like hell faşit diktatör Pink’in halkı tehdit eden sözleri ile dolu bir şarkı aslında. O yüzden iyi zaman geçirin eğlenin sözleri çok manidar kalıyor. Sözlere bakılırsa sevgili olmak bile öldürülmeye neden olabilecek bir suç Pink’in faşist diktatörlüğünde. O yüzden en iyisi kaçın 🙂

DSCN4243

Everything was alright the

struggle was finished he had

won the war over himself

he loved big brother.

DSCN4251

İTeach, İLearn, İBelieve, İPaint, You Better Run! (Bu sırada domuz saha içindeki seyircilerin üzerinde uçmaya başladı. En son arkalarda bir yerdeydi sonra yok oldu aşağı indirip hatıra diye parçaladılar mı yoksa görevliler mi götürdü ne oldu bilmiyorum)

DSCN4258

Amerikan askerlerinin uçaktan bakıp elindeki fotoğraf makinesini silah zannederek yanındaki sivillerle birlikte 2007’de hava saldırısı ile katlettikleri gazeteciler Namir Noor-Eldeen’in (Nemir Nurettin) ve Saeed Chmagh’ın katlediliş görüntüleri yansıyor ekrana… Bu sırada duvara üzeri boya ile yazılmış bir pankart asılıyor üzerinde “Namir Noor-Eldeen and Saeed Chmagh We Will Remember You” yazan. Pink eline makineli tüfeğini alıp pankarta ateş ediyor ve pankartı indiriyor.

“Eins, zwei, drei, Alle” (bir, iki, üç, hep birlikte) şeklinde yine faşizmi sembolize eder şekilde bağırıyor Pink.

“Waiting for the Worms” burada Pink artık umudunu kaybeder “ne kadar çabalasanız da, artık bana ulaşamazsınız” der. Duvarının arkasında oturmaktadır. Eline megafon alır. Düşünceleri zayıflar ve halüsinasyonunu gördüğü zihnini kemiren kurtları beklemeye başlar.

Bu noktada artık kalabalık “Hammer” (çekiç) diye bağırmakta ve tempo tutmaktadır. Faşit diktatöre tamamen teslim olmuş ve onu alkışlamaktadır topluluk.

Bu sırada efsanevi kırmızı siyah saplı çekiçler yürümeye başlar duvar üzerinde. Pink elinde megafonla emirler yağdırmaktadır.

DSCN4269

“Stop”

Bu sırada birden Pink’in eski naif ses tonuna döndüğünü görürüz. “Eve gitmek istiyorum, bu üniformayı çıkartmak ve gösteriyi terk etmek istiyorum, bu hücrede bekliyorum çünkü bilmek zorundayım, bütün bu süre zarfında ben suçlu muydum?” der.

“The Trial”

Roger Waters üniformasını çıkartır ve duvarda The Wall’dan aşina olduğumuz harika animasyonlar gösterilmeye başlar. Artık bir yargılama başlayacaktır. Pink suçluysa zihninde kendini yargılayıp cezasını kesecektir.  Bu parça Pink’in zihinsel dengesini yeniden bulmaya başladığı noktadır. Pink hemen hemen insani duygular göstermek ile yargılanır. Bu Pink’in başka insanlarla iletişime geçmeye çalışarak kendisine karşı bir suç işlediğinin göstergesidir.

DSCN4284

Parça süresince hayatında kendisine zor anlar yaşatan kişilerle (sert öğretmeni, eşi, aşırı koruyucu annesi) yüzleşir. Pink’in akıl sağlığını korumak için verdiği bilinç altı mücadelesini ise mahkeme hakimi karakteri yansıtır. Hakim animasyonda dev boyutlarda bir solucan/kurt olarak yansıtılır Pink’in sözleri geldiği anda ise bu solucan devasa boyutlarda bir kalçaya dönüşür.

Yargıç süreci açıklar bu sırada “Crazy, toys in the attic I’m crazy” sözleri dökülmektedir Pink’in ağzından.. Sonuçta Pink’in cezası açıklanır. Akranlarına/ kendisi ile eşit olanlara teşhir edilmek yani onların karşısına çıkartılmak. Ve Pink’e duvarı yıkması emredilir! “Tear down the wall!” Yine duvara yansıtılan muhteşem projeksiyon gösterileri eşliğinde bütün stadyum hep bir ağızdan “Tear down the wall!” diye bağırıyoruz. Ve o koca duvar blokları o devasa tuğlalar paldır küldür dökülmeye başlıyor. Duvar yıkıldı!

“Outside The Wall” sahnede yukarıda duran dev yuvarlak ekran kırmızı renge bürünüyor ve bir kız çocuğunun gölgesini görüyoruz gök yüzünden iniyor sonra reverans yaparken sahneye Roger Waters giriyor. Alkış kıyamet elbette 🙂 Seyirciyi selamlarken bütün müzisyenler de sahnede yanına diziliyorlar. Ellerindeki akustik enstrümanlarla Outside the Wall’u çalıp söylemeye başlıyorlar. Bu noktada Pink kendisini insanlardan soyutlamak için ördüğü duvarını artık yıkmıştır ama öyküde bundan sonra neler yaşadığına dair bir bilgi verilmez…

Roger Waters mikrofonu eline aldı ve şu konuşmayı yaptı:

“Thank you İstanbul! We have I think with this show 191 or 2, or something like that.. So we done a lot. But you guys here in Turkey I think made more connection with what we’re doing on the stage than any other show any where in the world with show we notice. So THANK YOU!”

Tekrar tek sıra halinde dizildiler ve bildiğimiz seyirciyi selamlama ritüelini gerçekleştirdiler. Bu gerçekten hem bizler için hem de Roger Waters ve ekibi için çok özel bir gece olmuştu. Stadyum “ROGER – ROGER” tezahuratları ile inlemeye başladı.

Roger tekrar mikrofonu aldı ve “THANK YOU” “YOU THANK YOU!” belli ki o da o gece sahneden ayrılmak istemiyordu beden dili ortamın enerjisinden ne kadar etkilendiğini gösteriyordu…

Roger sırayla bütün müzisyenlerin adlarını okudu ve onlar da ellerindeki enstrümanları çalarak sahneyi teker teker terk ettiler… Graham Broad, John Carin, Harry Waters, G.E. Smith, Robbie Wyckoff, Kipp Lennon, Mark Lennon, Pat Lennon, Jon Joyce, Snowy White, Dave Kilminster and from me THANK YOU! Tam giderken tekrar THANK YOU over there! biraz daha ilerleyip THANK YOU over there! THANK YOU WE WILL NOT FORGET TONIGHT THANK YOU! Ve merdivenden inip gözden kayboldu…

Bunun onlar için de bizim için de çok özel bir gece olduğuna gerçekten inanıyorum. Şahsım adına hayatımın en güzel gecesini ve en güzel en özel konser deneyimini bana yaşattıkları için Roger Waters’a ve bütün ekibine çok çok çok teşekkür ederim. Bu gösteriyi ancak Rolling Stones’un Bridges to Babylon turnesi ile kıyaslayabilirim ama onun bile çok ötesine geçtiler. Onlarca sanatçı onlarca konser seyrettim beni bu kadar etkileyen bir konser daha olmadı. Her anı için müteşekkirim. Tekrar tekrar teşekkürler ROGER WATERS iyi ki varsın…

Gelelim konser sonrasına… Eh herkes birbirine sarılmış ağlayanlar keşke bitmeseydi diyenler öbek öbek yerde yatmış yorgunluktan bayılmak üzere olan tipler vs hepsinin yanından geçip çıkışa doğru ilerliyorum… Böyle bir anda insan gerçekten sarılıp bu anı paylaşacağı bir dostu olsun yanında istiyor itiraf edeyim hayatımda ilk defa tek başıma gittiğim bir konser deneyimi oldu bu yüzden içim bir buruk. Ama hayatımın en güzel gecesi oldu bu açıdan da mutlu ayrılıyorum stattan…

Çıkışta bizden bir yüz gördüm Nejat Yavaşoğulları Bulutsuzluk Özlemi’nin yaratıcısı… Kendisinden izin alıp bir fotoğrafını çektim… Sonra insan seline kapılıp dışarı çıktım… İTÜ kampüsünün içinde çıkışa doğru yürürken yine tanıdık bir ses… Nameli bir şekilde bağırıyor “SİYA SİYABEND ALBÜMLERİ, SİYA SİYABEND ALBÜMLERİ, HİÇ BİR YERDE YOK YENİ ÇIKAN ALBÜM BU, SİYA SİYABEND ALBÜMLERİ!” Ona doğru yaklaşıyorum ilk kez düzenlenen “Barışa Rock” festivalinde dinlemiş ve çok beğenmiş olduğum bir grup Siya Siyabend fakat ben ona yaklaştıkça yanından geçip cd satın almadan gidenlere kızmış olacak ki pek hoşuma gitmeyen cümleler dökülmeye başlıyor ağzından… “İyi gelir size SİYA SİYABEND ALBÜMLERİ, Kapitalizmin kucağından kalktınız az önce çünki” işte bu cümle benim cd satın alma kararından vazgeçmeme neden oluyor… Az önce hayatının en güzel gecesini yaşamış bir insana söylenecek söz mü bu sevgili Siya Siyabend elemanı?! Ben de yolumu değiştirip yanından uzaklaşıyor ve çıkışa ilerliyorum… Çıkışta yine tükürük köftesi satan seyyarlar, su satıcıları, sahte T-shirt ve benzeri tekstil ürünleri satanlar yolu kesiyor aralarından geçiyorum…

Metro ile Taksime gitme ve oradan Suadiye tarafına geçme niyetindeyim. Ama bir durak bu kadar mı dolu olur!? Uzun süre İstanbul Kart basılacak turnikeye yaklaşabilmek için bekliyorum.  Uzun süren insan bedenlerinin puzzle gibi birbirine geçtiği bekleyiş ardından dakikada bir iki santim mesafe kat ederek turnikelere ulaşıyorum… Metro vagonuna binmek ayrı bir macera 🙂 Bir şekilde balık istifi doluyoruz vagona… Herkes kardeş hepimiz Floydianız ne de olsa… O sırada şakacı makinistten anons geliyor “lütfen kapı önlerinden orta bölümlere doğru ilerleyelim.” Dikkatinizi çekerim içerisi balık istifi ama böyle bir anons geliyor. Tepki sesleri yükseliyor. Şakacı makinist cevap veriyor “Trenimizin doluluk oranı %35” küsüratlı sayı vereyim de salladığım belli olmasın demiş abimiz herhalde 🙂 Hepimiz kopuyoruz gülme sesleri sarıyor İTÜ İstasyonunu ve metro vagonlarını… Bir iki kişi daha zar zor kendini içeri sıkıştırıyor. Şakacı makinistten tekrar anons “Tren doluluğu %50 lütfen kapı önlerinden orta kısımlara ilerleyelim” Yine gülüyoruz. Ses tonundan ciddi olmadığı da belli zaten makinistin. Kapılar kapanıyor ve yola koyuluyoruz…

Bir konser macerası da böylece sona eriyor… Başından buraya kadar okuyan herkese teşekkür ederim… Sizlerin de böyle güzel bir deneyim yaşayabilmeniz dileği ile…

Emir

Not: Fotoğrafları geç de olsa ekledim…

© 2012-2017 AVENUES MUSIC | AVENUESTHEBAND.COM